Tüp Bebek & Kısırlık

Tüp bebek yöntemi, kadından toplanan yumurtaların vücut dışında, laboratuvar ortamında eşinden alınan spermlerle döllendirilmesi ve oluşan embriyoların 2 ile 5 gün sonra tekrar kadın rahmine yerleştirilmesine denir. Tüp bebek, enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda ve kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılabilir. Endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde tüp bebek yöntemleri kullanılabilir.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin en büyük ümidi tüp bebek yöntemidir. Çeşitli nedenlerle çocuk sahibi olamayanların tercih ettiği tüp bebek yönteminde, her geçen gün yeni bir gelişme yaşanır ve başarısızlık oranı giderek daha da azaltılmaya çalışılır.

Tüp bebek yöntemindeki yeni gelişmeler:

  • IMSI
  • Mikro tese
  • Beşinci gün trasferi
  • Endometrial ko kültür
  • Genetik inceleme
  • Yapay yuvalama

Erkekte sperm sayısı çok düşükse ya da sperm yoksa normal yollarla gebelik şansı bulunmadığı için bu hastalar tüp bebek tedavisine başvurabilir. Yumurtlama az olduğunda ya da açıklanamayan kısırlık olduğunda yine tüp bebek tedavisi tercih edilebilir. Fakat tüp bebekten önce adım adım uygulanan başka yöntemler de bulunur. Zamanlı ilişki, aşılama gibi yöntemlerle başarı sağlanamadığında tüp bebek uygulaması yapılabilir.

Tüp bebek denemelerinde her zaman başarılı sonuç elde etmek mümkün değildir. Tüp bebekte basarı oranları degerlendirilirken göz önüne alınması gereken en önemli faktör kadının yaşıdır. Kadın yaşı artıkca basarısızlık oranları artar. Bunun en önemli nedeni yasın ilerlemesi ile yumurtalarda genetik bozuklukların daha sık görülmesidir. Ancak genç çiftlerde bile her seyin normal gözükmesine ragmen tüp bebek tedavisi ile bile hamilelik olusmayabilir. Bu noktada tıbbın her seyi açıklayamaması nedeni ile ‘Kader, Sans, Alın Yazısı’ gibi öneriler getirilebilmesine rağmen, tıp bilim adamlarının önerisi yeniden deneme yapılmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken ve en önemli husus ilk denemeden ders alınması ve o çiftin ilk denemedeki cevabı dikkatle incelenerek, ikinci denemede daha basarılı olmalarına çalışılmasıdır.Yeni denemede ilk denemenin yumurta gelişimi,embriyo gelişimi üzerine etkileri ayrıntılı olarak değerlendirilir.
Tüp Bebek Başarısızlığı
İyi kaliteli embriyo transferine (10 veya daha fazla) rağmen 3 veya daha fazla tüp bebek uygulamasında gebelik elde edilememesi durumudur.Tüp bebek başarızlığı aşagıdaki durumlardan kaynaklanmış olabilir.
1) Hidrosalpenks (tüplerde sıvı birikimi) araştırılmalıdır. Hidrosalpenks varlığında tüp bebek uygulamasından önce hazırlık kapsamında tüp laparoskopik olarak çıkarılmalı, bu karın içi yapışıklıklar nedeni ile mümkün değil ise tüp-rahim birleşiminde blokaj sağlanmalıdır2) Rahim içi değerlendirmesi. Ultrasonografi, rahim tüp filmi (HSG), gerekirse histeroskopi ile rahim içinde bir problem olmadığı gösterilmelidir. 3) Myom. Rahimin içine doğru büyümüş myomlar (submüköz) tüp bebek öncesi histeroskopik olarak çıkartılmaıdır. Rahimin içine baskı yapmayan myomların tüp bebek başarısı üzerine etkileri tartışmalıdır. Bununla birlikte, bazı çalışmalarda, 4-5 cm çaptan büyük myomlar, rahimin iç tabakasına baskı yapmasalar bile, tüp bebekte gebelik oranlarına olumsuz etkileri olabileceği bildirilmiştir.
4)Uygulanan tedavi protoklleri gözden geçirilir.Doz ve protokollerin embriyo kalitesi ve rahim iç duvarına etkileri tekrar gözden geçirilir.Önceki tedavi protokolleri,elde edilen sonuçlar ayrıntılı incelenerek yeni yaklaşım seçiminde ip uçları aranır.
5)Bayanda pıhtılaşma faktörlerine bakılması
6)Anne ve baba adayının genetik testleri
7)Kadının detaylı endokrinolojik ve metabolik durumunun ortaya çıkartılması.
8)Yeni tedavi seçeneğinin kişiye özgü olarak mümkün olduğunca bireyselleştirilmesi
9)Laboratuar ve klinik yönden kanıtlanmış destek yöntemlerinin uygulanması
10)Embriyo transferi işlemine azami dikkat ve transfer sonrası tutunmaya destek tedavilerinin düzenlenmesi

üp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz.

Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir.

Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50’sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40’ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 – 80’lere çıkabilir. Geri kalan % 20 – 30’luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz.

Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).

Tüp bebek hakkında genel bilgiler Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.

Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.

Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.

Embriyo dondurmasında ilk gebelik ne zaman elde edilmiştir?

İlk dondurulmuş embriyo bebeği 1984’de doğmuştur. Embriyo dondurma tekniği ile çift için bir kez toplanan yumurtalardan birkaç kez transfer yapma şansı (tüp bebek denemesi) doğmaktadır ve böylelikle toplam gebelik oranı da artmaktadır.

Embriyo dondurulmasının avantajları nelerdir?
Toplamda çiftin gebe kalma şansı artıyor. Kalan iyi kalitede embriyoların da daha sonra değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, çift için daha ekonomik, fiziksel olarak daha az yorucu ve daha kısa zamanda tedavi şansı doğmuş oluyor.
Polikistik over sendromu olan hastalarda yumurtalıkların aşırı cevabı oluştuğunda (şiddetli ovaryen hiperstimulasyon sendromu olarak adlandırılır) yumurtalar toplanarak oluşan tüm embriyolar daha sonra transfer edilmek üzere dondurulabilir.
Siklus (bir tüp bebek deneme süreci) seyrinde endometrium kalınlığı yetersiz izlendiğinde, endometrial polip tespit edildiğinde ya da transfere yakın zamanda kırılma kanaması olduğunda embriyolar dondurularak daha sonra transfer edilebilir.
Kanser kemoterapisi ya da radyoterapisi öncesi embriyo dondurulması önerilebilir.
Embriyolar nasıl dondurulmakta ve çözülmektedir?
Embriyolar tüm gelişim evrelerinde dondurulabilmektedir. Embriyolar koruyucu bir sıvı ile karıştırılarak plastik tüp ya da cam ampullere konulur ve sıvı nitrojen içerisinde -196 derecede dondurularak saklanır.
Dondurulmuş embriyolar çözülecekleri zaman sıvı nitrojenden çıkarılır, oda sıcaklığında çözülür, koruyucu sıvıdan ayrılarak özel bir kültür ortamına alınır ve inkübatöre (embriyoların bekletildiği cihazlar) konulur. Aynı gün iyi görünen embriyolar transfer edilebilir.
Dondurulmuş embriyolar ne kadar saklanabilir?
Her ülkenin kendisini bağlayan yasal düzenlemeleri mevcuttur. Türkiye’de dondurulmuş embriyolar en fazla 5 yıl saklanabiliyor. Beşinci yılın sonunda çiftin izni alınarak saklanmaya devam ediliyor ya da imha ediliyor.
Dondurulmuş embriyolar çözüldüğünde canlılık oranı nedir?
Tüm dondurulan embriyoların çözüldüğünde aynı canlılıkta bulunmaları mümkün olmamaktadır. Fakat iyi bir dondurma çözdürme programında bu oran %75-80’dir. Yani dondurulan her 10 embriyonun 7-8’i çözüldüğünde transfer edilebilir durumda olmaktadır. Bunun sebebi dondurma ve çözme işlemleri sırasında embriyoların zarar görebilmeleridir. Bu zarar, teknolojik açıdan iyi donanımlı bir tüp bebek laboratuvarında ve deneyimli embriyologların denetimde minimum olur.
Dondurulmuş embriyodan doğan bebeklerde bir sağlık sorunu söz konusu olabilir mi?
Şimdiye kadar olan bilgiler dahilinde dondurulmuş çözülmüş embriyoların transferinden doğan bebeklerde doğuştan anomali oranı diğerleri ile kıyaslandığında daha yüksek değildir. Sonuç olarak dondurulmuş embriyo uygulamaları güvenli ve hasta için ekonomik olan uygulamalardır.

Endometirozis sık karşılaşılan ve üreme çağındaki kadınları etkileyen bir hastalıktır. Normalde rahim içini örten zar tabakasının olması gereken yer dışında herhangi bir yerde bulunmasıdır. Endometrium dokusu ister rahim içinde isterse dışında olsun adet siklusu sırasındaki östrojen ve progesteron düzeylerindeki yükseliş ve düşüşlere duyarlıdır. Hormonların etkisi ile büyüyen ve kalınlaşan doku, hormonlardaki azalmayla beraber kanayabilir. Rahimin içindeki endometrial dokunun aksine bu hatalı yerleşmiş dokudan köken alan kanın dışarıya akışı yoktur. Ortaya çıkan kan birikerekkistleşebilir ya da çevre dokulara yerleşebilir. Endometriozis tamamen östrojen hormonuna bağımlı bir hastalıktır. Görülme sıklığı Endometriozisin tanısı cerrahi olarak konduğu için gerçek görülme sıklığını saptamak mümkün değildir. Bugün için kabul edilen %5-10 oranında rastlanıldığıdır. En sık yumurtalıklarda görülür. Olguların %75inde lezyon overlerdedir, daha sonra sırası ile karın zarının rahmin arkasında kalan boşluğunda (douglas poşu), rahmi yerinde tutan bağlarda, tüplerde, barsaklarda, mesanede, rahim ağzı, vajina, dış cinsel organlarda, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde görülürler. Nadiren göbek deliği, burun zarı gibi uzak organlarda görülebilir. Literatürde erkeklerde de görülebildiği bildirilmiştir. Ortaya çıkan lezyonlar mikroskopik boyutta ve gözle görülemeyecek şekilde olabileceği gibi 10-15 santimetre gibi çok büyük çaplara da ulaşabilir. Genel olarak üreme çağındaki kadınlarda görülmekle birlikte her yaş grubunda saptanabilir. Zaman zaman çok genç hastalarda hastanın yaşı nedeni ile endometriozis tanısından uzaklaşılmaktadır. Oysa otopsilerde yenidoğanlarda ve menopozdaki kadınlarda da endometriozis olabileceği görülmektedir. Endometriozis kötü huylu bir hastalık mıdır? Endometriozis kendisi kötü huylu bir hastalık değildir. Ancak yapılan çalışmalarda endometriozis hastalarında meme, yumurtalık ve bazı dolaşım sistemi kanserlerinin görülme oranlarında artış saptanmıştır ancak bu kanserler ile endometriozis arasındaki ilişki açık değildir. Bazı araştırmacılara göre endometriozis hastalarında belirli kanser türlerinin fazla görülmesinin nedeni bu hastaların kullandığı ilaçlar olabilir. Benzer şekilde endometriozis hastalarının yakın takip altında olmaları nedeni ile hastalıktan bağımsız olarak gelişen kanser daha erken dönemde tanınıyor olabilir. Nedeni Oluşum nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte pek çok teori ileri sürülmektedir. En çok kabul gören retrograd menstrüasyon teorisidir. Buna göre adet kanı tüplerden karın boşluğuna kaçar ve içerdiği endometrial dokular burada yerleşerek canlılıklarını korurlar. Bu teori erkeklerde görülen endometriozisi açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Ayrıca her kadında adet kanı az ya da çok miktarda karın boşluğuna kaçarken neden bazılarında endometriozis gelişip bazılarında gelişmediği de bu teori ile açıklanamamaktadır. Endometriozis gelişimi ile ilgili bir diğer teori de kan yolu ile yayılımıdır, ancak bu teori bilimsel çevrelerde yeterli destek görmemiştir. Embryonik yaşamda yer alan bazı hücrelerin zaman içerisinde endometrial hücrelere dönüşebileceği de ileri sürülen oluşum yollarından biridir. Bu teori erkeklerdeki endometirozis olgularını açıklayabilir ancak konu ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Son zamanlarda dikkat çeken bir başka teori de bağışıklık sistemindeki bazı bozuklukların bu tabloya neden olabileceğidir. Patoloji Erken dönemdeki lezyonlar küçük, yüzeyden kabarık olmayan mavi, siyah renkli, barut yanığına benzer oluşumlardır. Bu implantlar değişmeden kalabilir, bir süresonra kendiliklerinden kaybolabili r ya da bulundukları yerlerde reaksiyona neden olup etraflarındaki normal dokuyu kendilerine çekerek ,yapışıklıklara yol açabilirler. Ortaya çıkan yapışıklıklar anatomik bütünlüğü bozup şikayetlere neden olurlar. Yumurtalıklarda yerleşen endometriozis her adet döneminde kanayarak kist oluşturur ve bu kist içinde biriken kan zamanla kahverengi, koyu kıvamlı ve yapışkan bir hal alır. Overlerde yerleşen endometriozise endometrioma ya da çukulata kisti denir. Klinik Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odalarından salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddetli ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir. Endometirozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma disparonia adı verilir. Endometriozis hastalarının çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir. Endometriozis hastalarının büyük bir kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler. Genel olarak kısırlık şikayeti bulunan kadınların yaklaşık % 10-20 sinde değişik düzeylerde endometriozis bulunmaktadır. Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özellikle hafif ve orta derecede endometriozisin kısırlığa neden olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla beraber en sık kabul gören teori endometriozisin pelvis boşluğu içinde bir tür inflamasyona neden olarak bazı maddelerin salınımına yol açtığı ve bu maddelerin de follikül ve yumurta gelişimi üzerinde olumsuz etkilerinin olduğudur. Karın zarından salgılanan bu maddelerin yumurta ve sperm birleşmesi, tubal fonkisyon ve hatta döllenmiş yumurtanın endometriuma implante olması üzerinde de olumuz etkilerinin olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise hafif derecede endometriozis kısırlığa neden olmamaktadır. Bu hastalarda kısırlığın asıl nedeni kötü sperm kalitesi, ovülasyon bozukluğu gibi bilinen başka bir patoloji ya da açıklanmayan infertilite olgularında olduğu gibi bilinmeyen nedenleridir. Endometriozis sadece tabloya eşlik eden ek bir patolojidir. Öte yandan şiddetli endometriozis kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak fertilizasyon problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çukulata kistleri normal ovülasyonu bozarak ksırlığa yol açabilir. Tanı Endometriozisin tanısı lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi şarttır. Öyküde endometriozisden kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Laparoskopi sırasında karın zarı, rahim, douglas boşluğu, tüpler gibitüm pelvis içi oluşumlar gözlenerek küçük endometriozis odaklarının varlığı araştırılırken şiddetli olgularda yapışıklıklar izlenir. Endometriozis tanısında enönemli tanısal testlerin başında ultrasonografi gelir. Ancak ultrasonografi yumurtalıklarda yerleşmiş çukulata kistlerinin tanınmasında yararlıyken pelvik endometriozis hakkında bilgi vermede yetersizdir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatlibir ultrasonografik inceleme ile kolaylıkla fark edilebilir. Ultrasonografi incelemesinde endometriomadan kuşku duyulan olgularda kanda Ca12-5 adı verilen bir markerin bakılması tanının desteklenmesi açısından önemlidir. Yumurtalıktan köken alan bazı kanserlerde salgılanan bu tümör belirteci endometriozis varlığında da artmaktadır ancak kan düzeyi habis hastalıklarda olduğu kadar yükselmemektedir. Evreleri Endometriozis hastalığın yerleştiği bölge, yayılımı, derinliği ve büyüklüğüne göre evrelenir. Evre 1 minimal hastalığı, evre 2hafif, evre 3 orta ve evre 4 ise şiddetli endometriozisi ifade eder. Hastalığın evresi ile yarattığı şikayetler arasında direkt bağlantı yoktur. Tedavi Endometriozisin kesin ve kalıcı tedavisi yoktur. Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve infertiliteyi ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler endometriozisin östrojene bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da endometrium üzerindeki östrojen etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan endometrial dokunun da baskılanması beklenir. Gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, menopozu taklit etmek amacıyla danazol ya da GnRH analoğu adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. 3-6 ay süren bu tedavide kan östrojen düzeyi doğal menopozda olduğu gibi çok düşük seviyelere inmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan GnRH analog tedavisi oldukça pahalı bir tedavi şeklidir. GnRH analogları uzun süreli kullanımda kemik erimesi ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir. Add-back tedavi adı verilen bu durum tezat gibi görülebilir. Ancak amaç kan östrojen düzeyini endometriozisi baskılayacakkadar düşük ve kemik erimesine neden olmayacak kadar yüksek bir aralıkta tutmaktır. Yapılan çalışmalar endometriozisde uygulanan tıbbi tedavilerin ağrıyı gidermede etkili olduğu ancak infertilite üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Bu nedenle kısırlık nedeni ile başvuran hastalarda tıbbi tedavi önerilmez. Şiddetli endometriozis olgularında tercih edilmesi gereken tedavi yaklaşımı cerrahidir. Özellikle laparoskopik cerrahi tekniklerde yaşanan gelişmeler bu hastaların etkili bir şekilde tedavi edilmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin çukulata kisti çıkartılan hastaların %50’si 6 ay içinde tedaviye gerek kalmadan hamile kalmaktadır. Anatomik düzenin yeniden sağlaması hem ağrının giderilmesinde hem de üreme potansiyelinin arttırılmasında son derece önemlidir. Yardımcı üreme teknikleri Kısırlık nedeniyle tedavi edilen bir kadın cerrahi sonrası 6 ay içinde kendiliğinde hamile kalamamış ise bir sonraki seçenek yardımcı üreme teknikleridir. Eğer tüpler açık ise aşılama denenebilir. Aşılamanın da başarısız olduğu durumlarda ise son alternatif tüp bebek uygulamasıdır. Bu grup hastalarda özellikle büyük çukulata kisti çıkartılmış ise yumurtalıkların rezervinde bir azalma beklenebilir. Ayrıca bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı bu endometriozis olgularında döllenme oranlarında düşüklük görülebilmektedir.